Please enter your e-mail address. We will send your password immediately.

Bu gece çoğu Müslüman sahura kalkacak. Ben de küçükken tutmaya başlamıştım oruç; annem hiç tutmamı istemezken... Çocuk olduğum için korkardı annem. Nasıl oruç tuttuğumu ve sahura kadar uyumadan beklediğimi dün gibi hatırlarım. Merak ederdim orucu. Çünkü Türkiye’de medyadan, mahalle yaşamındaki diyaloglara kadar her yerde geçerdi oruç tutma mevzusu. Herkes birbirini yoklardı; “oruçlu musun?” diye. Ramazan ayında birden kamusal alanda oruçlu/oruçsuz söylemleri dolaşır, yerleşirdi. Sanki birdenbire yaşanan bir ayrışma sezerdim. Çünkü oruçsuzsa “neden” tutmadığının da hesabını vermek zorundaydı birileri. Bir sorgulama hali yaşanırdı. Sanki herkes birbirinin Tanrı’sı olurdu. Oysa bana göre kişi kendi inancına verirdi cevabını, toplumuna değil. Gittikçe tahammülsüzleşen toplumlarda, oruçlu olanın oruçlu olmayana karşı bazen psikolojik olarak dışlama ya da agresif söylemler göstermesi de üzdü beni; ya da oruç tutmayanın oruç tutanı aşağılaması da saygısızlık olarak geldi bana. Sanki saygı, bugüne baktığımda da, kimsenin tam idrak edemediği bir kavram sanki... Oysa ben inanıyorum ki bu tarz birliği, beraberliği bizlere hatırlatması gereken ramazan ayı, örneğin bir iftar sofrasında oruç tutanla hiç tutmayanı da yan yana getirebilmeli, ona da yer vermeli; Sünni’yle Alevi’yi de muhabbete daldırmalı, etnik farklılıkları kenara bırakıp, Türk, Kürt, Rum, Suriyeli ya da Ermeni’yi de bir masada toplayabilmelidir. Ancak farklılıklarımızı görebilir, onları sevebilirsek hatırlayabiliriz bu dünyadaki geçiciliğimizi, farklılıklarla buluşmanın zor olmadığını ve hep beraber de huzurla yaşayabileceğimizi... Herkese hayırlı ramazanlar dilerim. ✨ Fotoğraf: 2013, Istanbul, Taksim. #Ramazan
Fransa’da artık 18 yaşının altındakiler kamusal alanda başörtüsü kullanamayacak... Ve başörtülü anneler, başörtülü şekilde çocuklarını ziyarete okula gidemeyecek. Çok fazla insan bu konuda benim fikrimi sormuş. Öncelikle ben dini inanç özgürlüğünü çok önemsiyorum. Hristiyan, Müslüman, Musevi, Budist, ateist, deist... Herkes inancı doğrultusunda kimseye zarar vermeden yaşayabilmeli. Ancak ailelerin çocuklarına baskı kurarak onlara inanç yerleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyorum. İnancı “biricik” görüyorum, yani kişinin biricik olması gibi, onda şekilleneceğine ve doğacağına inanıyorum; her ne şekilde doğacak olursa olsun... İnsanların ailelerinin dinlerini “zorundalıkmış” gibi kabul etmelerindense, sorgulayarak ailelerine katılmalarını ya da katılmamalarını doğru buluyorum. Aile veya devletlerin “doğru” buldukları dinler, “zorundalık” olmamalı. Kişi kendi kararını kendi başına vermeli diye düşünüyorum. “Burası Müslüman ülke” veya “burası Hristiyan ülke” gibi söylemleri de ayrıca dışlayıcı buluyorum. 18 yaşından önce başörtüsüne girmek, kişinin kararı mıdır, ailesinin mi? Bu sorular elbette karıştırıyor kafamı. Bu çok önemli bir soru bence. Kadınlar kararlarını kendileri vermeli; ama ne yazık ki çok fazla kadının kendi kararlarını kendilerinin alamadığını da hepimiz biliyoruz... Ve 18 yaşından önce başörtüsünün kamusal alanda kullanılmaması, yine giyinme özgürlüğünün “kadın” üzerinden gitmesi beni düşündürse ve rahatsız etse de, en önemlisi burada Müslüman erkekler üzerinden değil, Müslüman kadınlar üzerinden kararlar alınması korkunç olan. Yani acaba 19 yaşında karar verenler özgürler mi? Belki 16 yaşındaki özgür kararıyla almışsa?... Başörtülü annelerin okula başörtüsüyle gidememeleri konusuysa tamamen facia. Kesinlikle çok yanlış bir karar. Resmen kadın haklarına büyük bir tahakküm... Bu karar için çok çok üzgünüm.